Yazı Detayı
30 Mayıs 2020 - Cumartesi 13:11
 
Gerçek Kahramanlar - 8 Börekçizade Mehmet Rifat Efendi
Erdal İREM
 
 

Börekçizade Mehmet Rifat Efendi (d. 1860 – ö. 1941), Ankara’nın yerlisi ve  müftüsü sıfatıyla, Kurtuluş Savaşı’na ve Atatürk'e önemli destekte bulunmuş bir din adamıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanlığı’nı üstlenmiştir. 
Milli Mücadele’de Şeyhülislam Dürrizade’nin fetvasına karşı Ankara Fetvası’nı ilan etti. Fetva 153 müftü tarafından imzalanarak dağıtıldı. Bunun üzerine 24 Nisan 1920 tarihinde padişah imzasıyla Ankara Müftülüğünden alındı ve Divan-ı Harb-ı Örfi tarafından Kuva-yı Milliye’cilere katılmaktan ölüme mahkûm edildi. 1860’ta Ankara’da Beynam köyünde doğmuştur. Babası Börekçizadelerden Ali Kazım Efendi’dir. Mehmet Rifat Efendi, ilk ve  orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için İstanbul’a gitmiştir. Burada Beyazıt Medresesi müderrislerinden Atıf Efendi’nin derslerine devam edip dini yüksek ilimleri tahsil ederek icazetname (diploma) almaya hak kazanmıştır. Mustafa Sabri Efendi’nin Kuvay-i Milliyecilerin katline ilişkin fetvasına karşı fetva yazarak Milli Mücadeleyi desteklemiş ve Mustafa Sabri Efendi’nin fetvasını geçersiz kılmıştır…
Mehmet Rifat Efendi, 23 Nisan 1920’de toplanan TBMM 1. Dönem’e Menteşe (Muğla) mebusu olarak girdi. Ancak Müftülük görevini tercih ederek, daha sonra milletvekilliğinden istifa etti. 4 Nisan 1924’te de  yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk başkanı oldu. Soyadı Kanunuyla Börekçi soyadını alan Mehmet Rifat Efendi, vefatına kadar (5 Mart 1941) bu görevde kaldı.
Cumhuriyetimizin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Milli Mucadelenin basladıgı ilk anlardan itibaren hep Atatürk'ün yanında durmuş, korkmadan padisaha ve saraya başkaldırmış, padişah tarafından idama mahkûm edilmiş, yurtsever, cesur ve aydın bir kişiydi.
Atatürk ve beraberindeki heyet 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde sadece 1200 liraları vardı,o da bitmişti.O soğuk Ankara günlerinde yaşanan parasızlığı, o günlerin tanığı Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatıyor: “Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. Bankalardan ve kurumlardan ödünç para almayı Paşa'ya bir türlü kabul ettiremedim. Ne yapacaktık? Benim bir kürküm vardı. Erzurumlu Nafiz Bey'e müracaatla sattırılmasını rica ettim. Nafiz Bey, ‘Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin' diye satmamakta ısrar ettiyse de, bu ısrar ne olursa olsun kulağıma giremezdi. Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık. Kimse de satılacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu konuda bir çare bulamayarak, ‘Hele bakalım, sabah olsun, yine düşünürüz' sözü ile odalarımıza çekildik.
O gece Mazhar Müfit uyuyamamış, yatağında istirahat ediyordu. Kış güneşi Ankara'yı yavaş yavaş aydınlatmaya başlamıştı ki kapı vuruldu. “Müftü Efendi geldi” dediler. Kısa bir süre sonra Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'in odasına girdi. Selamlaşmanın ardından Müftü Rıfat Efendi :"Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik” dedi. Mazhar Müfit, yatağın yanındaki kasayı göstererek “Paramız var!” dedi. Oysaki kasada sadece 48 kuruş vardı. Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'i dinlemedi bile. Cübbesinin altından bir torba çıkardı. Mazhar Müfit, “Teşekkür ederiz, ama bu konuda önce Paşa ile bir görüşseniz iyi olur” deyince Rıfat Efendi, Atatürk'le görüştüğünü söyledi.  1000 lira saydı, Mazhar Müfit, sevincini belli etmemeye çalışarak paraları alıp kasaya koydu.  Kahveler içildi. Mazhar Müfit  hemen Atatürk'ün yanına gitti. Atatürk, “Ne kadar?” diye sorunca, Mazhar Müfit, “1000” dedi. Atatürk, “Gördün mü akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu akla gelir miydi? Allah bize yardım ediyor” dedi. Bunun üzerine Mazhar Müfit, “Kul sıkışmayınca hızır yetişmez” deyince Atatürk biraz tebessüm ederek “Şimdi hızırı filan bırak bakalım, masraf ve geliri düzenle…” der,o gün
 Müftü Rıfat Efendi'nin  1000 lira Mazhar Müfit Bey'e, 800 lira ise Cevat Abbas Bey'e verdiği söylenir.

İddiaya göre o gün Müftü Rıfat Efendi, kendisi ve eşi Semiha Hanım için ayırdığı “cenaze parasını” bir torba içinde Atatürk'e teslim etmişti. Hoca ayrıca Atatürk'ün yokluk ve yoksulluk içinde Milli Mücadeleyi,  bir ölüm kalım savaşını örgütlemeye çalıştığını görünce Ankara esnafından 46.500 liralık da bir yardım toplamıştı.Ancak  miktarı tam olarak bilinmeyen bu yardım, 23 Nisan 1920'de açılacak TBMM'nin ilk bütçesini oluşturacaktı.
Ayrıca Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin TBMM hizmet binası için harcadığı 5.068 liranın önemli bir bölümünü de yine Rıfat Efendi toplamıştı.

Müftü Rıfat Efendi ve Ankaralılar, İstanbul'a çektikleri  bir telgrafla “İngiliz kuklası Padişah ve onun hükümetini tanımadıklarını” bildirmis.Bu olaydan sonra Rıfat Efendi, bir anlamda kukla padişaha isyan edip tamamen Kuvayı Milliye saflarına geçmişti. Nitekim 29 Ekim 1919'da kurulan Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin başkanı seçilmişti. Ayrıca Ankara'da bir gönüllü alay kurulmasına öncülük etmişti.
O sırada Milli Mücadele'ye karşı çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa 28 Ekim 1919'da Kuvayı Milliyecilerce tutuklanıp İstanbul'a gönderilmişti. İstanbul Hükümeti, onun yerine Ziya Paşa'yı Ankara'ya vali tayin etmişti. Ancak Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, bu yeni valiyi bir mektupla tehdit etmişti. Eskişehir'e kadar gelen Ziya Paşa, hocanın tehdidi üzerine oradan geriye dönmek zorunda kalmıştı. Atatürk, Nutuk'ta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'nin bu direnişinden övgüyle söz eder.
 27 Aralık 1919'da Atatürk Ankara'ya geldiğinde Rıfat Efendi, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Kademler getirdiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz” diyerek Atatürk'ü karşılamıştı.
Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, daha sonra I. TBMM'de Menteşe (Muğla) milletvekili olarak görev alacak, sonra da halkı aydınlatmak için kurulan “irşat heyetine” seçilecekti. Bu sırada Beypazarı ayaklanmasının bastırılmasını sağlayacaktı.
İstanbul Hükümeti'nin, 11 Nisan 1920'de Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımladığı ihanet fetvası Yunan ve İngiliz uçaklarıyla yurda dağıtıldı. Fetva etkisiyle Anadolu'nun pek çok yerinde Kuvayı Milliye'ye karşı isyanlar çıktı. Bunun üzerine  Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 1 medrese müdürü ile 6 kişilik din bilgini heyetinden oluşan toplam 21 kişilik bir kurul, Ankara'nın “direniş fetvasını” hazırladı. Bu fetva, Milli Mücadele yanlısı 155 müftü ve din bilgini tarafından da onaylandı. Fetva, 16 Nisan 1920'de bütün müftülüklere tebliğ edildi. Kuvvacı gazetelerde yayımlandı.
İstanbul Hükümetine göre ise  Rıfat Hoca da artık bir asiydi ve katledilmesi caizdi. 8 Haziran 1920 de  Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'yi idama mahkûm etti ve mallarının müsadere edilmesine karar verdi. Rıfat Hoca'yla birlikte aralarında İsmet Paşa'nın da olduğu 16 kişi daha idama mahkûm edildi. Aynı mahkeme, daha önce de Atatürk ve arkadaşlarını idama mahkûm etmişti. Bu idam kararlarını Padişah Vahdettin, 15 Haziran 1920'de onayladı.Böylece  İlk kez bir Osmanlı halife/padişahı (Vahdettin), bir müftü hakkında ölüm fermanı veriyordu. 

 1924'te Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi, 1941'de ölümüne kadar bu görevde kaldı. 3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu'yla Medreseler kapatıldı. Bu kanunun 4. maddesine göre 1924'te İstanbul Darülfünunu'nda bir İlahiyat Fakültesi'yle ülkenin değişik yerlerinde 29 imam-hatip okulu açıldı. İlahiyat Fakültesi ise 1933 Üniversite Reformu sırasında İslam Araştırmaları Enstitüsü'ne dönüştürüldü. Cumhuriyet'in ilk Kuran Kursu, 1930'larda Süleymaniye Camii'nde açıldı.1932-1937 arasında Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı resmi 59 Kuran Kursu vardı.
TBMM, 25 Şubat 1925'te, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir Kuran tefsiri ve tercümesi ile bir hadis kaynağı hazırlayıp halka dağıtmasını kararlaştırdı. (Bu iş için Diyanet'e 20.000 liralık ek bütçe verildi).
Cumhuriyetin ilk 15 yılında Rıfat Börekçi'nin başkanlığındaki Diyanet İşleri Kuran, hadis, hutbe vb. dinsel konularda  önemli eserler hazırladı:

1924-1950 arasında,   Diyanet İşleri toplam 352.000 takım dinsel içerikli kitap bastırıp halka dağıttı. Bunların 45.000'i Kuran'ı Kerim tefsiri, 60.000'i Buhari hadislerinin tercümesi, 247.000'i ise değişik din kültürü eserleriydi.
Bu çalışmaların amacı, toplumu dinselleştirmek veya dinsizleştirmek değil dinin anlaşılmasını sağlamaktı.Rifat Börekciye gore Atatürk, akla, bilime dayalı çağdaş bir ülke kurmak istedi. Ancak bunu yaparken asla din düşmanlığı yapmadı; laikliğin gereği olarak din ve vicdan özgürlüğünden yanaydı. Nitekim camiler açıktı, isteyen ibadetini yapıyordu.Dini bayramlar kutlanmaya devam ediyordu. Yasak olan din değil dincilikti, yobazlıktı.

Erdal İrem

 
Etiketler: Gerçek, Kahramanlar, -, 8, Börekçizade, Mehmet, Rifat, Efendi, ,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
Gaziler Kaç Gün Prim Gününde Emekli Olmalıydı?
Anketler
Gazilerin 2. Emekliliğini Nasıl Yorumlarsınız?
Anketler
Sitemizin Çalışmalarını Nasıl Buldunuz?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Başakşehir FK
66
0
3
9
19
31
2
Trabzonspor
62
0
3
11
17
31
3
Sivasspor
57
0
7
9
16
32
4
Beşiktaş
53
0
10
5
16
31
5
Galatasaray
52
0
8
10
14
32
6
Alanyaspor
51
0
9
9
14
32
7
Fenerbahçe
50
0
10
8
14
32
8
Gaziantep FK
41
0
10
11
10
31
9
Antalyaspor
41
0
11
11
10
32
10
Göztepe
39
0
13
9
10
32
11
Kasımpaşa
36
0
15
6
10
31
12
Gençlerbirliği
36
0
14
9
9
32
13
Yeni Malatyaspor
32
0
15
8
8
31
14
Denizlispor
32
0
15
8
8
31
15
Çaykur Rizespor
32
0
17
5
9
31
16
Kayserispor
31
0
16
7
8
31
17
Konyaspor
30
0
13
12
6
31
18
MKE Ankaragücü
29
0
15
11
6
32
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı