Haber Detayı
16 Ağustos 2019 - Cuma 09:31
 
Gazi Ömür Karaman
Güncel Haber Haberi


“Allah kimseye benim yaşadıklarımı yaşatmasın da varsın beni de kimse anlamasın!”

 

2000 yılında K.IrakSinat – Haftanin bölgesine teröristlerle girilen çatışmada vurularak Gazi olan Ömür Karaman, bu hafta konuğumuz. Karaman, Bursa - Gürsu kasabasında doğup büyümüş. Ekonomik yönden çok fazla bir imkânı olmadığı için 11 yaşında okulu bırakarak çiftçilik ve pazarcılık yapmış. Annesi ellerine kına yakıp, davullarla zurnalarla askere göndermiş. Komando olmuş ve Mayıncı olarak timinin en önünde Van’da; Gevaş, Çaldıran, Bahçesaray, Ağrı, Hakkâri; Yüksekova kırsalı, Iran ve K.Irak’a operasyonlara gitmiş… Söz Gazi Ömür Karaman’da…

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben, 1979 Bursa/Gürsu doğumluyum. Fakat aslımız Karaman’dan gelme. Birinci Dünya Savaşı’nda dedem savaşmak için bu bölgeye gelmiş ve bu bölgede kalmış.

Benim büyüdüğüm Gürsu kasabası, isminden de anlaşılacağı üzere, suyun ve yeşilin bol olduğu bir yerdi. Fakat şimdi Bursa’ya gitmeye korkuyorum çünkü Bursa’nın eski hali kafamda yer etmiş durumda. Zihnimde yaşattığım o güzel Bursa görüntüsü bozulsun istemiyorum. 

 

Senin çocukluğundaki Gürsu nasıl bir yerdi?

Benim gençliğimle Gürsu’nunyaklaşık 3–4 bin nüfusu vardı. Şimdi 80 bin olmuş nüfus. Gürsu halkının çoğu çiftçiydi. Şimdi nüfus arttığı için tarım alanları da azalmış. Her yer ev oldu. Doğal güzellikler kalmadı. Eskiden derede yüzerdik, balık tutardık. Şimdi derelere fabrika atıklarından yaklaşılamıyor.

Eskiden Bursa ve Gürsu çok yeşillikti. O yeşillik bana ferahlık veriyordu. Daldan elma koparmak bana huzur ve mutluluk veriyordu. Bahçede iş yaparken, meyve-sebze toplarken çok eğlenirdim. Yorulduğumu, doyduğumu anlıyordum. Doğadan tat aldığımı anlıyordum. Fakat şimdi Bursa’nın her yeri bina ve fabrika… Eskiden Gürsu’da 2 metreden su çıkarken şimdilerde 70 – 80 metreden zor çıkıyor. Gürsu, tarım ürünleriyle meşhurdu. Patlıcanı, bamyası, şeftalisi ünlüydü. Şimdi çiftçi bahçesini sulamaya su bulamıyor. Bu yüzden artık Bursa’ya gitmeye çekiniyorum çünkü çocukluğumda gördüğüm Bursa ile şu andaki çok farklı. Bursa’yı bu şekilde görmek beni psikolojik olarak etkiliyor.

Oraların doğal güzelliklerini unutamıyorum. Menfaat uğruna güzelim Gürsu’yu mahvettiler. Şimdilerde Gürsu’nun sadece adı var, suyu yok.

 

Okula Gürsu’da mı gittin?

Okulum evime çok yakındı. Arada beş yüz metre ancak vardı. İlkokulu Gürsu’da, Atatürk İlköğretim Okulu’nda okudum. Selim Yıldız diye bir öğretmenim vardı. Beni çok sever ve derslerimle özel olarak ilgilenirdi. Hala beni hatırlar. Okul yıllarımı çok iyi hatırlıyorum.Okuldayken hentbol oynuyordum. Bir gün okul turnuvasında topu tutmak için çok güzel bir çıkış yaptım; topu kurtarmıştım. Bütün okul beni alkışlamıştı. Bunu hiç unutmam. Bütün okul beni alkışlayıp ismimi bağırıyorlardı.  İlkokul arkadaşlarımla halen görüşüyorum.

 

Ailen ne iş yapardı?

Ailem çiftçilikle uğraşırdı. Ekonomik yönden çok yokluk çektiler ama bunu bize htirmemeye çalıştılar. Ekmek alınamayan günlerimiz de oldu ama onlar bize bunu belli etmemeye çalıştılar.

Babamtam bir Atatürk evladıydı.Yeri geldiğinde baba, yeri geldiğinde arkadaştı. Çok doğal bir insandı. Benim iyi yaşamamı isterdi. Ona yardım etmek için sürekli pazara giderdim. Babam benim okumamı isterdi o yüzden pazara gitmemi istemezdi. Ama ben inadına, sürekli onunla pazara gidip yardımcı olmayı isterdim. Onlar da okuyup kendi hayatımı kurtarmamı isterlerdi.

Annemse bir Anadolu kadınıydı. Hem eve bakar hem de evin geçimi için bahçede babama yardım ederdi. Çok güzel bir bahçemiz vardı; orada ne eksen yetişirdi. Derler ya “İnsan eksen, insan çıkar!” işte öyle bir bahçe. Biz bamya, patlıcan, fasulye yetiştiriyorduk. Tarlalarımızın kenarlarında meyve ağaçlarımız vardı, kendimiz için yetiştiriyorduk meyveleri. Ayva, armut, şeftali ağaçları vardı.Hayvan da besliyorduk. Evimiz, bahçenin hemen yanındaydı.

Annemle ilgili hiçbir şeyi unutmuyorum. Herkesin annesi kendine güzeldir. Annem sürekli üstüme düşerdi. Benim yapmam gereken işleri bile yapardı. Beni korur kollardı. Çok fedakâr bir kadındı. O da pazara gidip ürettiğimiz ürünleri satardı.

Kardeşin varmı?

Biz üç kardeşiz, iki erkek bir kız.Erkek kardeşim Önder benden 1 yaş küçüktü.3-4 yaşındayken kalp hastası olmuştu. Sürekli bana kalbim ağrıyor derdi. Bizde onun çalışmasına izin vermez özek gösterirdik. Önder, bana benzemeye çalışırdı; çünkü ben çok güçlü biriydim. Hiç unutmam bir gün Önder’i okulda dövmüşlerdi. Ben de onu dövenleri dövdüm! Önder çok sevinmişti.

Önder tedavi olmadımı?

Önder 6 yaşındayken Hacettepe Hastanesi’nde “kalp kapağı” değişmişti. Önder,Türkiye’de ilk açık kalp ameliyatı olanlardan biri... Çok büyük maddi sıkıntılarla onu ameliyat ettirmiştik. Yaklaşık 7-8 ay hastanede yatmıştı.

Hatırlıyorum da o günleri, Önder’i özlediğimiz için babam, kız kardeşimle beni de Ankara’ya götürmüştü. AŞTİ’den Hacettepe’ye taksiyle gitmiştik, Taksici o zaman bizden5 milyon lira para almıştı. Duyunca çok şaşırmıştım. Bizim için büyük bir paraydı. İçimden “Allah anneme babama yardım etsin!” demiştim. Hatta o kadar etkilenmiştim ki Ankara’dayken karnım acıksa bile babam çok para harcamasın diye karnım tok diyordum. O dönem büyük maddi sıkıntılarımız vardı. Bu yüzden çok dikkat ediyorduk kardeşime. Önder, Ankara’ya 3 – 4 yıl devamlı geldi gitti.

Bir de Kız Kardeşin vardı?

Evet,kız kardeşim Sibel. Benden 4 yaş küçük. Kız kardeşimlearam çok iyidir. İçimizde annemi, babamı dinleyen bir o çıktı. Bazı yerlerde kız çocuğu okumaz derler. Biz kardeşimizi okuttuk. İki üniversite bitirdi. Sosyolog oldu. Şimdi atanmayı bekliyor.

Kardeşlerimle çok oynardık. Hayvanlarımızla oynardık. Kuzularımız vardı. Yıldız adında bir tosunumuz vardı. Çok gezen bir koyunumuz vardı. Onun adını “gezgin” koymuştuk. Serbest dolaşırdı. Bir gün gitti, iki gün gelmedi.Sonra aniden çıkıp gelmişti. Kurtlar yemedi diye çok sevinmiştim. Herkes onun bizim koyunumuz olduğunu bilirdi.

Ortaokulu okudunmu?

İlkokuldan sonra ortaokulu da Gürsu’da okudum. Fakat okula gitmek istemiyordum. Çünkü babam bahçede çalışırken benim okumam dokunuyordu bana, zoruma gidiyordu.Emine Çetin isimli bir matematik öğretmenim vardı. O da benim okumamı çok istemişti.Annemle babam okumam için yalvardılar ama ben istemedim. Anneme söz verdim askere gidip geldikten sonra okulu bitireceğim diye.Annem çok ağlamıştı okumadım diye. Askerden sonra okuyacağım diye söz vermiştim. Sözümü tuttum; liseyi dışarıdan bitirdim.

Ne iş yaptın?

Çalıştım; çiftçilik, pazarcılık yaptım.Pazara gidip kendi ürettiğimiz sebze ve meyveyi satıyordum. Her gün gidiyordum. Bazen tek başıma gittiğim de oluyordu. Her gün gitmek ağır oluyordu ama ürün elde kalmasın, bozulmasın diye gidiyordum her gün. Semt pazarlarını dolaşıyordum.

Kardeşlerim ve ben ailemize faydalı olmak isterdik. Sobanın başına otururduk. Çekirdek çitlerdik. Şakalaşırdık. Büyük bir evimiz vardı. Üç aile bir arada yaşardık. Amcam ve dedemler de bizimle birlikte yaşardı. Kalabalık bir ailemiz vardı. Yan tarafta da amcaoğullarım yaşarlardı. Ben ata binmek isterdim dedem izin vermezdi. Ben de gizlice binerdim, kızardı bana. Çünkü sürü atlarıydı. Dedem bize sürekli bize askerlik yıllarını anlatırdı. Çok zorluk çekmiş, Askerde bir somun ekmekle bir hafta geçiriyormuş.

Askere ne zaman gittin?

Askere yirmi yaşında gittim. 1999 yılıydı. Hiç bekletmedim. Annem babamla askerlik şubesine gittik. Boyumdan, fiziğimden dolayı komando oldum. Acemi birliğim İzmir Foça Komando Okulu’ydu. Komando olacağım için çok sevinmiştim. Bir gidişim vardı ki sevinçten sormayın!

Askere giderken köy yeri olduğu için davulla zurnayla gitmiştim. Babam eğlence düzenlemişti. Ben istememiştim ama yapmıştı. İçecekler almıştı. Komşularımız, arkadaşlarımız gelmişti. Çok eğlenmiştik. Otogarda beni uğurlamaya gelmişlerdi. Orada da eğlence yapmıştık. Tam otobüse binerken, halamın oğlu Şaban ağabeyim “Hadi atla! Arabayla götüreceğim seni.” dedi. Annem, babam, Önder hep beraber arabayla gittik.

Foça Nasıldı?

Foça’da komando oldum. Çok zorlu bir eğitim aldık. Bol bol sürünme eğitimi yapıyorduk. Günde iki defa atışa gidiyorduk. Manisa’ya, Dumanlı Dağı’na intikale gidiyorduk. Çok güzel bir yerdi Dumanlı Dağ.Hayatı idame kursu gördük. Hemen yanımızda bir çeşme vardı, güldür güldür su akıyordu ama oradan su içmek yasaktı. Çünkü dayanmayı ve nefse hâkim olmayı öğreniyorduk.

Ben paylaşmanın değerini askerlikte anladım. Arkadaşlarımla her şeyi paylaşıyorduk. Her zaman birbirimize yardımcı olmaya çalıştık. Timimdeki arkadaşlarım çok iyiydi, her yerden insan vardı. Maraşlı, Antepli, Adanalı, Yozgatlı, Çorumlu, Eskişehirli arkadaşlarım vardı. Kürt arkadaşlarımız da vardı. Foça’dan sonra o arkadaşlarla da Van’a gittik. Üç ay eğitim aldık.

Usta birliğiminVan İl Jandarma Komando Taburuna çıktığını duyunca çok şaşırdım! Çünkübabamda 1970 yılında Van İl Jandarma’da askerliğini yapmış.

Van’a nasıl gittin?

Van’a uçakla gittim. Bursa’dan Ankara’ya, Ankara’dan Van’a geçtim. Van’da önce toplanma yerine gittik, bir gün orada kaldık. İkinci gün sabah içtima yapıldı. Van İl Jandarma Komando Taburu’na gittik. Komando Birliği’nde Tim Komutanım Hasan Çınar ve Muzaffer Akdemir Astsubaydı. O bana akrabamdan daha fazla yardım etmiştir.

Van’a gidince,“vatan bana emanet” gibi htim. Sanki Türkiye’yi kurtaracakmışım gibi hissediyordum. Muzaffer komutanım bana; “Herkes vatanını ne kadar seviyorsa sen de o kadar sev!” derdi.

Van’ı görünce ne düşündün?

Çok güzel yerleri vardı. Van Gölü çok güzeldi. Bir tepe vardı Bahçesaray’ın üstünde; Van Gölü çarşaf gibi görünürdü. Fakat Van’la Bursa’yı karşılaştırınca Van’ın potansiyeli çok kullanılmamış gibi hissederdim. Bir yerin halkı çalışınca her şey olur. Çiftçilik, hayvancılık için uygun yerler vardı ama boştu, kullanılmıyordu. Farklı yollardan para kazanmak gibi alışkanlıklar vardı. Kısa sürede büyük paralar kazanmanın yolları aranıyordu sanki.

Çok ama çok zengin insanlar vardı. Örneğin Bahçesaray gibi küçücük bir kasabadaBursa’daolmayan çok lüks arabalar vardı.MeselaMercedes Jeep’leri ilk kez orada gördüm. Bizim oralarda yoktu o arabalardan. Hayret etmiştim o kadar lüks arabaların olmasına. Van’ın merkezide öyleydi. Oralarda bir rant döndüğü hemen anlaşılıyordu. Bölgede yaygın bir kaçakçılık vardı.“Bi kilo toz, bir otobos!” lafı vardır ya hani, işte onun ne demek olduğunu oralarda gördüm.

Ayrıca halkın bir kısmı askeri sevmezdi. Çünkü kanunsuz ve kuralsız bir düzende yaşamaya alışmışlardı. Asker demek kanun ve kural demekti.Bunu biz bakışlarından, konuşmalarından ve hareketlerinden anlıyorduk. Fakat bazı köyler vardı ki bizi görünce çok sevinirlerdi. Askeri çok severlerdi. Hiç istemeden peynir, ekmek, tereyağıyla dürüm yapar verirlerdi.   O köylere zarar gelmesini hiç istemezdim.  Vatanlarına çok bağlıydılar.

 

Çarşı iznine çıkıyor muydunuz?

Van’da izne çıkıyorduk. Büyük bir Cumhuriyet Caddesi vardı; biz onun adını “Mecburiyet Caddesi” koymuştuk. Çünkü gidecek başka hiçbir yer yoktu. Her yerde kaçak mallar vardı. Bir paket sigara altı liraysa, orada iki liraydı. Herkes biliyordu orada satılan malların kaçak olduğunu ama kimse karışmıyordu. Kaçakçılık oranın geçim kaynağıydı. Kaçak malların satıldığı “Muhacir Pazarı” vardı.Radyo, cep telefonu, sigara, resim çerçeveleri, bilgisayar malzemeleri her şey satılıyordu.

Ailene Mektup Yazıyor muydun?

Asker için mektup çok önemli ve anlamlıdır. Mektup aldığım zaman çok mutlu olurdum, aileme de çok mektup yazdım. Operasyona çıkmadığımız zamanlarda telefonla arardım.

Annem, babam bana para gönderemiyordu. Çünkü ekonomik durumları buna müsait değildi. Bende askerde bize verilen maaşı biriktirip aileme gönderiyordum. Sınır ötesi operasyonlarda maaşımız çok artıyordu. O paralarla bir gün babamın BAĞ-KUR borcunuödemiştim.Orada her şey çok ucuz olduğu için alıp aileme gönderiyordum.

 

Operasyona çok çıkıyor muydunuz?

Van, operasyonlar yönünden çok hareketliydi. Hemen hemen her gün terör ya da kaçakçılık olayları oluyordu. Çantalarımız her zamanoperasyona çıkmak için hazırdı.Operasyonlarımız sadece Van’la sınırlı değildi; Ağrı, Hakkâri, İran hatta K. Irak’a bile gittik.

Van’da doğa şartları çok zordu, çok fazla kar yağardı. Yere tükürsen o bile donuyordu. Fakat karda çok operasyona gittik. Gece karda operasyona gitmek ve dağda yatmak çok zordu. Soğuktan yatamıyorsun. Yarım saat, bir saat uykuya dalıyorsun ve sonra daldığına pişman oluyorsun. Her tarafın tutuluyor. Hatta bir keresinde Ağrı Dağı’na çıkarken mola vermiştik bende eldivenimi çıkartıp elimi ısıtmak için ağzıma götürdüm; o esnada biran dalmışım yorgunluktan, eldivenimi giymeyi unutmuşum! Soğuktan ellerim donmuştu, hissedemiyordum! Ellerim o kadar açıyordu ki ağlıyordum. Terörist görür diye ateşte yakamıyorduk, o zaman tim komutanımız ellerim açılsın diye elimin üstüne ağlamamı istemişti. Bunu hiç unutmam.

Van’da;Gevaş, Çaldıran, Bahçesaray’a operasyona gidiyorduk. Bildiğin Van’ın çukuru, çukurun içindeydi. Bahçesaray’a kar yağdı mı gitmesi de, içine girmesi de,dönmesi de çok zordu. Bazı yerlere yürüyerek, bazı yerlere araçla gidiyorduk.Bir keresinde yolda iki metre kar olduğunu hatırlıyorum. Hatta bir tünel açsak, içinde biraz dinlensek diye düşünmüştüm.

 

Tim’de görevin neydi?

Ben timde mayın uzmanıydım. En önde elimde mayın detektörü ile patikayı tarayarak yürüyordum. Şüpheli bir şey gördüğüm zaman etrafını kireç tozu ile çevirip yola devam ederdim. Mayınla ilgili çok hatıram var, arkadaşlarımı mayına basmaktan çok kurtardım. Bu yüzden beni sever ve çok güvenirlerdi.

 

Mayınla ilgili bir anın var mı?

Bir operasyonda çok yorgun düşmüştük;mola vereceğimiz bir bölgeye geldik.Binbaşı olan tabur komutanımız dinlenmek için izin verdiama ben arazi yapısına bakarak, PKK’lı teröristlerin buraya mayın döşeyebileceklerinden şüphelendim ve arkadaşlarımın oturmasına engel oldum. İçime bir his doğmuştu sanki. Mayın araması yaptık ve bölgenin çok sayıda anti personel mayınıyla tuzaklandığını gördük.

Bir başka günde bir elimde silah, diğer elimde detektörile yürüyordum. Patikanın üzerinde yusyuvarlak bir taş vardı, tam vurmalık. Taşa şut çekmek istedim. Son anda vazgeçtim. Altından topuk koparan mayınıçıkmıştı. Herkes kendi mayınına basar derler ya, benim iki mayınım vardı, ikisine de basmadım. Bu olayların ikisi de Kuzey Irak’ta olmuştu.

İran sınırında çok olay oluyor muydu?

İran’dan Türkiye’ye hem terörist hem de kaçakçılar giriş çıkış yapıyordu. Biz genellikle sınırda teröristlere karşı pusu atıyorduk. Bir gün İran askerlerinin desteğiyle PKK’ya karşı ortak bir operasyon yaptık.  Biz Uzundere tarafından İran’a girmiştik,  uzaktan teröristler bizi görünce İran tarafına kaçmaya başladılar. Çatışmaya gireceğimiz belliydi. Helikopterle bölgeye Özel Harekât Birlikleri geldi. Tam helikopter inerken teröristler helikoptere doğru çok yoğun ateş ettiler, aramızda 200 metre mesafe vardı. İnen helikopterden üç askerimizin düştüğünü gördüm. Daha sonra helikopterden inerken vurulan 3uzman çavuşun şehit düştüğünü 1 astsubayında yaralandığını öğrendim.  Teröristler kalabalıktı. Büyük bir gruptu. 70 kişi kadar varlardı. Tüm gün boyunca çatışma sürmüştü.

 

Kuzey Irak’ta nereye gittin?

Türkiye, Kuzey Irak’ın yanında cennet sayılır. Bizim buranın köyü oranın Paris’iydi. 2000 yılında Kuzey Irak’a Sinat ve Haftanin’eoperasyona gitmiştik. İki buçuk ay orada kalmıştım. Özel Kuvvetlerle birlikte terörist kamplarına nokta operasyonlar yapıyorduk. Ara sıra askeri araçla sıcak yemek geliyordu fakat genellikle konserve yiyecekler yiyorduk. Konserve yemekten ve susuzluktan bıkmıştık! Operasyonlarda susuz kaldığımız çok oluyordu bu yüzden. Suyu çok idareli kullanırdık, öyle kana kana içemezdik. Dağda en değerli şey sudur.

Yanımızda Peşmerge askerleri vardı, onlar bize yol gösteriyordu. Fakat Peşmergeler genellikle bizi bir geçim kaynağı olarak görüyorlardı. Bize sürekli yanlarında getirdikleri kaçak malzemeleri ve sigara satmaya çalışıyorlardı. O dönem para için her şeyi yaparlardı; onlar paranın askeriydi. Bu yüzden fazla güvenmiyorduk ama mecburduk.

 

Nasıl Vuruldun?

6 Mayıs 2000 tarihinde, Haftaninyakınlarında bir üs bölgesindeydik. 1-2 hafta içinde geri döneceğimiz konuşuluyordu. Bir gün sabah kan ter içinde uyandım, rüyamda vurulduğumu görmüştüm.Uyanınca içimden “Allah’ım sen hayra çıkar!” dedim ve inşallah bugün operasyon çıkmaz diye düşündüm. Ama tak diye operasyon emri geldi.

Komutanlarımdan helallik istedim!

Serkan Karataş diye bir bölük komutanım vardı. Ona söylemiştim, “Komutanım hakkınızı helal edin! Rüyamda bugün vurulacağımı ama ölmeyeceğimi gördüm!” dedim. Komutan bana “Senin kafan dolu. Bugün gelme!” dedi. Ama ben itiraz ettim. Çünkümayıncı olduğum için kendimi Tim’ime karşı sorumlu hissediyordum.Ayrıca Kuzey Irak’ta her yerdemayın vardı. Teröristler neredeyse mermi atmıyorlardı!Mermi yerine uzaktan kumandalı patlayıcı ve mayın kullanıyorlardı. Komutanıma; “Timimi birçok sefer mayına basmaktan kurtardım. Bu operasyona gelmemezlik yapamam. Bir şey olacak ya da olmayacak Allah bilir! Ben geleceğim, gerekirse vatan için şehit de olurum!” dedim.

Operasyon bölgesine zırhlı muharebe aracıyla gidiyorduk.Uzaktan silah sesleri geliyordu sonra çok şiddetli bir patlamayla önümüzdeki aracın havaya uçtuğunu gördüm. Mayına basmıştı. Birden üzerimize kurşun yağmaya başladı. Karşımda oturan Sakaryalı bir arkadaşımınŞehit olduğunu gördüm. Sadece “Allah!” dediğimi hatırlıyorum. Başımdan vurulduğum içinyaşananları pek hatırlayamıyorum. Ama arkadaşımın şehit oluşunu hiç unutamıyorum.

Sonra öğrendim ki beni ilk önce Şırnak Askeri Hastanesi’ne oradan da Diyarbakır Askeri Hastanesi’ne ve en sonunda da Ankara GATA’ya getirmişler. Ankara, GATA’da 6-7 ay komada kaldım. Günde iki kere ameliyat olduğum olmuş.Kafamdan ve2 ayağımdan vurulmuşum.

 

Hastanede ne kadar yattın?

Yirmi civarında ameliyat oldum. Hastaneye bir girdim pir girdim!37 yaşındayımve 17 yıldır hastanede tedavi görmekteyim.Bu süre boyunca hiç hastaneden çıkmadım.Yirmi yaşında askere gittim hala askerliğim bitmedi. Hiç sosyal hayatım olmadı. Evliliği düşünmeye vaktim bile olmadı. Askerlik anılarım peşimi hiç bırakmadı. Zaten askerlik anılarımdan başka anım olmadı bu hayatta. Başka bir şey yaşayamadım. Çünkü tüm ömrüm, gençliğim hastanede geçti.

 

Hastanede çok yatmışsın?

Bir askerlik, bir de hastane hayatım var diyebilirim. Zaten başka bir hayatım da olmadı. Ailem askeriye olmuştu artık. Çok iyi komutanlarım oldu.Bazıları gerçekten çok yardım etti. Enver Topuz Paşayı, Ortopedi doktoru Ali Şehirlioğlu’nu, Bilge hocayı, Döndü hemşireleri, Tunç Hoca’nıniyiliklerini hiç unutamam. Onlar bize ailemiz gibi davranırdı. Ali Hoca sigarayı da sigara içeni de hiç sevmezdi.

Hastanede sağlığımla ilgili yaşadığım en büyük sorun rütbesiz olmamdı. Er olduğumuz için ilgilenmeyenler oluyordu. Kıdemli olduğu için muayene sırasında önümüze geçenler de oluyordu.

Maddi yönden komutanlarım bana çok yardım ettiler, beni evlatları gibi gördüler.

 

Hastanede nasıl zaman geçirdin?

Kafadan kurşun yiyince aklım başıma geldi.Vasıfsız olmanın ne kadar kötü olduğunu öğrendim yaşadıkça. Okumak çok değerli bir şeymiş.Bazen insanlar okuduk okuduk bir şeye sahip olamadık diyorlar ama doğru değil. Okumak önemli. Okumamış insan güdülmeye müsait insandır. Bu yüzden hastanede bir çok mesleki rehabilitasyon kurslarına gittim. Anneme, babama verdiğim sözü yerine getirmek için dışarıdan liseyi bitirdim. İnşallah üniversiteye de gireceğim.

Terör olayları ile ilgili ne düşünüyorsun?

Türkiye çok karışık bir durumda... Üçüncü Dünya Savaşı yakında diye düşünüyorum. Bir takım güçler, Türkiye’yi parçalanmak istiyor ve parçalanmak üzere. Daha düne kadar Kürt sorunu yok diyenler bugün var diyor. İki ağızlı konuşuyorlar. Siyasetçiler dini, Allah’ı, Kuran’ı; oy almak için kullanıyorlar. Bu çok günah… Ben Müslüman bir Türk genci olarak bunu kabullenemiyorum.

Tek bayrak, tek Türkiye, tek kimlik diyorlar fakat Türkiye’yi bölmek isteyenler çıkarları için hareket ediyor. Bence Kürt sorunu, Ermeni sorunu diye şeyler yok; çıkar sorunu, menfaat sorunu var.

Bu ülkeyi var eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kıskanıyorlar. Atatürk’ü kıskanmak bizim geçmişimizi kıskanmaktır. Çiftliğini bile milletine bağışlamış bir Atamız var. Şimdilerde o çiftlikten eser yok!Atamızı sevmeyenler onu kötülemek için her türlü iftirayı atıyorlar. Atamızı anlamak için tarihi araştırmak gerekiyor. O Allah’ın yarattığı bir nurdur.

 

Ailenin Haberi nasıl oldu?

Ben gözümü açtığımda başucumda annem vardı.Yatalaktım, kalkamıyordum. Annem bir an olsun yanımdan ayrılmadı. Anneden gerisi yalan zaten. Yürüyemiyor, konuşamıyor, kendi başına yiyemiyor, tuvalete gidemiyordum.Aynen bir bebek gibiydim. Annem bana bir bebek gibi baktı.2002 yılında doktorlarım bana“yürüyemezsin” dediler. Bu durum benim moralimi çok bozdu. Çok çabuk öfkeleniyordum fakat annemin duaları ve beni telkin edip bana moral vermesiyle şuan yürüyebiliyorum.  Hastanede bir an olsun yanımdan ayrılmadı. Bana can veren annem oldu.

Şu anda Allah’a şükür kendi işimi kendim yapabiliyorsam, kendi hayatımı idare edebiliyorsam annemin sayesinde…

Annem benim yanımda çok yoruldu ve çok yıprandı. 2004 yılında biraz dinlenmek ve kardeşlerime bakmak için Bursa’ya gitti. Orada rahatsızlanınca hastaneye kaldırmışlar. Annemi kurtaramamışlar. 46 yaşındaydı daha... Bu durum beni çok üzdü, annem kanatsız bir melekti.

Kardeşlerine kim bakıyordu?

Annem hastanede bana baktı babamda Bursa’ya gidip hem kardeşlerime baktı hem de geçimimizi sağlamak için tek başına çalıştı.

Kardeşim Önder, 2001 yılında evlendi. 2002’de Tuba, 2005 yılındaysa Salih adlı çocukları oldu. Çok sevinmiştim, fakat bu mutluluğumda fazla sürmedi. Önder’in kalbi daha fazla dayanamadı ve vefat etti. Yeğenim Salih 14 günlüktü. Önder’in vefatı beni derinden yaraladı.

Babam, annem ve Önder’in üzüntüsüne fazla dayanamayıp akciğer kanseri oldu. Babam 1 yıl içinde hem annemi hem de kardeşimi kaybetmişti. Benim durumuma da çok üzülüyordu, GATA’ya getirdim burada tedavi ettirdim fakat 2006 yılında babam fazla dayanamayıp 59 yaşında vefat etti.

Kız kardeşim de çok üzüldü. 2007 evlendi. Defne adında, 2 yaşında bir kız çocuğu var.

Çok Ağır Travmalar yaşamışsın!

Devletin büyükleri hastaneye gelip biz gazive şehit ailelerine onurumuzsunuz, gururumuzsunuz diyorlar. Ben lafta onur, gurur istemiyorum, icraat istiyorum. Hiç kimse bize değer vermiyor. Hâlbuki bizler herkesin onurunu namusunu korurken bu hale geldik.

Bence askerlik bir ırgatlıktır. Yirmi yaşında askere gittim ve 17 yıldır bir hastane köşesinde bir ırgat olarak yaşamaktayım. %93 engelliyim. Kafamdan vuruldum, çok ağır kafa travması geçirdim.Beynimden sayısız ameliyat oldum.

Uzun süre işsiz gezdim. Çünkü iş hakkımı kardeşime vermiştim. Maddi açıdan sıkıntı içindeydi. Kardeşim ölünce geride kalanlara ben bakmak zorunda kaldım. Kardeşime verdiğim iş hakkımın devamını istedim devletten. Bana dediler ki, senin iş hakkın da öldü!Bu durum beni çok etkiledi.

Ayrıca 2 yıl içinde annemi, kardeşimi ve babamı kaybettim. Hayatımda bir tek kız kardeşim kaldı. Hepsinin ölümünü gördüm, Allah kimseye yaşatmasın.

Hep çocukluğumu, hayatımda mutlu olduğum tek dönem olan çocukluğumu düşünüyorum. Üç kardeştik. İki erkek, bir kız. Babam çiftçiydi. Annem de çiftçiydi. Ev hanımlığı yapıyordu. Hayvan da besliyorduk. Güzel yemyeşil bir bahçemiz vardı. Tarlalarımızın kenarlarında meyve ağaçlarımız vardı.Yan tarafta kuzularımız otlardı. Kardeşlerimle meyve ağaçlarına koşardık. Dere akardı, derede oynarlardı;  korkmazdık. Kardeşimle babama yardım için bahçeye giderdik, kardeşim yorulmasın diye çok çalışırdım, ağır yükleri taşımaya çalışırdım fakat babam beni ve taşıdığım sandığı kucaklayarak engellerdi.

Şimdi bana “Ömür’ün psikolojisi çok bozuk!” diyorlar. Ben de onlara hep şunu diyorum; “Allah kimseye benim yaşadıklarımı yaşatmasın da varsın beni de kimse anlamasın!”


Gazi Erten Acır

11.01.2016

 

 

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Gazi, Ömür, Karaman,
Haber Videosu
Yorumlar
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Sivasspor
21
0
2
3
6
11
2
Fenerbahçe
20
0
3
2
6
11
3
Trabzonspor
19
0
2
4
5
11
4
Alanyaspor
19
0
2
4
5
11
5
İstanbul Başakşehir
19
0
2
4
5
11
6
Galatasaray
19
0
2
4
5
11
7
Yeni Malatyaspor
18
0
3
3
5
11
8
Beşiktaş
18
0
3
3
5
11
9
Gaziantep FK
15
0
4
3
4
11
10
Çaykur Rizespor
14
0
5
2
4
11
11
Göztepe
13
0
4
4
3
11
12
Konyaspor
13
0
4
4
3
11
13
Kasımpaşa
12
0
5
3
3
11
14
Denizlispor
11
0
6
2
3
11
15
Antalyaspor
11
0
6
2
3
11
16
Gençlerbirliği
10
0
5
4
2
11
17
MKE Ankaragücü
9
0
6
3
2
11
18
Kayserispor
7
0
6
4
1
11
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı